<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><!-- generator="wordpress.com" -->
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	>

<channel>
	<title>abdulhamid &amp;laquo; WordPress.com Tag Feed</title>
	<link>http://wordpress.com/tag/abdulhamid/</link>
	<description>Feed of posts on WordPress.com tagged "abdulhamid"</description>
	<pubDate>Mon, 06 Oct 2008 17:18:53 +0000</pubDate>

	<generator>http://wordpress.com/tags/</generator>
	<language>en</language>

<item>
<title><![CDATA[“Galiba siz kiliseler mes’elesini hallettiniz.”]]></title>
<link>http://genchaberci.wordpress.com/?p=183</link>
<pubDate>Thu, 25 Sep 2008 10:45:59 +0000</pubDate>
<dc:creator>ftk33</dc:creator>
<guid>http://gencanaliz.org/2008/09/25/%e2%80%9cgaliba-siz-kiliseler-mes%e2%80%99elesini-hallettiniz%e2%80%9d/</guid>
<description><![CDATA[
Abdulhamid Han azledilmiş ve Selanik&#8217;te Alatin-i köşküne sürgün edilmişti. Bu esnada ]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal">
<p class="MsoNormal"><img class="alignleft" title="Abdulhamidin denge siyaseti" src="http://ftkiris.googlepages.com/abdulhamid-2.JPG" alt="" width="225" height="223" />Abdulhamid Han azledilmiş ve Selanik'te Alatin-i köşküne sürgün edilmişti. Bu esnada İttihatçıların basiretsiz yönetimi sayesinde “Balkan Harbi” başlamış. Düşman Selanik’e doğru hızla ilerliyordu. Ve Rasim bey İstanbul’a nakli bildirmek için huzura vardı. Uzun süre dünyayla bağlantısı olmayan Abdulhamid Han her şeyden habersizdi. Durumu öğrenince tarihe geçen o sözü söyledi ;</p>
<p class="MsoNormal">“Galiba siz kiliseler mes’elesini hallettiniz.”</p>
<p class="MsoNormal"><span> </span>Peki neydi bu kiliseler meselesi?</p>
<p class="MsoNormal">Tarih kaynaklarında geçen o hadise aynen şöyle;</p>
<p class="MsoNormal">“Abdülhamid Han, İstanbul'da Balat'taki Rum Ortodoks patrikliğinin karşısına bunların Rum patrikliğine muadil ve onunla ayni hukuka sahip "erksahlik" adıyla Bulgar kilise riyasetini tesis etmişti. Patrikhane demek olan bu müessesenin binasını da, bir gecede monte ettirmişti. (Dünyanın ilk prefabrik yapılarından bir tanesidir.) Bu surette Bulgar kilisesi, Sultan Abdülhamid'in bu siyasi manevrası ile teessüs etmiş oldu. Bu bir ihtiyaç olduğu ortaya çıkınca, Bulgar ve Rumlar'ın müştereken oturdukları yerlerde kavga başladı.<br />
Gafil İttihatçılar, iş başına gelince, "kiliseler kanunu" denilen bir kanun çıkardılar. Rum ve Bulgarlar'ın müştereken yaşadıkları yerlerdeki kiliseleri onlar arasında taksimi için nüfus ekseriyetini esas aldılar. Sayım yaptılar. Hangi taraf ekseriyette ise kiliseyi hükümet kuvvetlerini kullanarak o tarafa teslim edip kilisesiz kalan tarafa da iki sene içinde devlet parasıyla yeni bir kilise yaptırarak aralarındaki ihtilafı bertaraf ettiler.</p>
<p>Bu surette kiliseler kavgası hitama erince, Bulgarlar ve Yunanlar, birkaç yıl içinde dost oldukları gibi, ezeli düşmanımız Sırplılar'ı da yanlarına alarak Balkan Harbi'ni başlattılar.” (Alıntıdır.)
</p>
<p class="MsoNormal">Yukarıdaki olay Abdulhamid Han’ın denge siyasetinin sadece bir tanesi bu örnekleri çoğaltmak mümkün. Abdulhamid Han bu dehasa siyaseti sayesinde çökmekte olan bir devleti 33 yıl ayakta tutmayı başardı.</p>
<p class="MsoNormal">
<p class="MsoNormal">Yeni Dünya düzenindeki Türkiye’nin pozisyonu bana yukarıdaki olayı anımsattı. Şu an Türk dış politikasının olmazsa olmaz kavramı “denge”. -Denge deyince de aklıma gelen ilk isimse her zaman Abdulhamid Han olmuştur.- Türkiye taraftar toplayacak kadar ne büyük bir ülke, ne de tamamıyla taraf olacak kadar küçük bir ülke-. Geçiş dönemi yaşayan ülkelerin vazgeçilmez kaderi bence bu. Abdulhamid Han zamanında büyük bir devletten küçük bir devlete, şimdi ise artık Türkiye dünyada etkin,büyük bir devlet olma yolunda hızla sivriliyor yani yine geçiş dönemindeyiz. Onun için bu geçiş dönemini kazasız belasız atlatmak istiyorsak Abdulhamid’i iyi incelemeli onun 33 yıllık başarı hikayesine kulak vermeliyiz… gencanaliz.org</p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Recent Tap Dance With Waleed Abdulhamid]]></title>
<link>http://shawnbyfield.wordpress.com/?p=270</link>
<pubDate>Wed, 24 Sep 2008 00:01:15 +0000</pubDate>
<dc:creator>shawnbyfield</dc:creator>
<guid>http://shawnbyfield.fr.wordpress.com/2008/09/23/recent-tap-dance-with-waleed-abdulhamid/</guid>
<description><![CDATA[Here&#8217;s a snippet of a friggin&#8217; cool tap dance performance I did at Rose Theatre (Brampto]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p>Here's a snippet of a friggin' cool tap dance performance I did at Rose Theatre (Brampton, Ontario) with my very talented and inspiring friend Waleed Abdulhamid:</p>
<p><strong>Tap Dance Performance part 1</strong></p>
<p><span style='text-align:center; display: block;'><object width='425' height='350'><param name='movie' value='http://www.youtube.com/v/iwmecamP9IM'></param><param name='wmode' value='transparent'></param><embed src='http://www.youtube.com/v/iwmecamP9IM&rel=0' type='application/x-shockwave-flash' wmode='transparent' width='425' height='350'></embed></object></span></p>
<p>Waleed "Kush" plays just about any instrument, and I play... well, I tried to keep up playing my taps! It's part of a promo for the theatre.</p>
<p>And here's part two of the tap dance performance, this time with flute:</p>
<p><strong>Tap Dance Performance part 2</strong></p>
<p><span style='text-align:center; display: block;'><object width='425' height='350'><param name='movie' value='http://www.youtube.com/v/hj17DsY_JOU'></param><param name='wmode' value='transparent'></param><embed src='http://www.youtube.com/v/hj17DsY_JOU&rel=0' type='application/x-shockwave-flash' wmode='transparent' width='425' height='350'></embed></object></span></p>
<p>Yeah, I still got it. Let's see those contestants on So You Think You Can Dance Canada keep up with ME! ;-) Now you know what I do, besides choreograph, produce shows and teach <a title="tap dance class" href="http://www.shawnbyfield.com/tapdance.htm">tap class</a>.</p>
<p>I remember I was so so sick that day. If you watch till the end of the first video (Part 1), you'll get a good laugh... you can't say I don't love to dance!</p>
<p>Leave your comments, what you think?</p>
<p>- Shawn B</p>
<p><a href="http://www.shawnbyfield.com">www.ShawnByfield.com</a></p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[YEDİKITA YAYIN HAYATINA BAŞLADI...]]></title>
<link>http://genchaberci.wordpress.com/?p=106</link>
<pubDate>Tue, 02 Sep 2008 12:27:41 +0000</pubDate>
<dc:creator>ftk33</dc:creator>
<guid>http://gencanaliz.org/2008/09/02/yedikita-yayin-hayatina-basladi/</guid>
<description><![CDATA[Dünyada zannediyorum tarih biliminin bizdeki kadar ideolojik temeller üzerinde şekillendiği bir ]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p style="margin-bottom:0;"><img class="alignleft" src="http://www.yedikita.com.tr/images/dergi/tarih_yildiz.jpg" alt="" width="204" height="132" />Dünyada zannediyorum tarih biliminin bizdeki kadar ideolojik temeller üzerinde şekillendiği bir başka ülke yoktur. Hitler döneminde binlerce insanın katledilmesine rağmen Almanya ; Hindistan'da ve bunun gibi bir çok yerde yaptığı katliamlar dolu bir tarihe sahip İngiltere; Cezayir'de ve bunun gibi bir çok yerde yine katliamlarla dolu bir tarihe sahip olan Fransa, tarihine sahip çıkarken ve onu yüceltirken , Dünya'da insan haklarının dahi olmadığı bir dönemde, buzağısı olan ineğin sütü bitene kadar sağılmasını yasak edecek kadar hayvan haklarına saygılı olan bir tarihe bizler niye sahiplenmiyor onu yüceltmiyoruz. Çünkü tarihimizi bilmiyoruz hatta daha tehlikelisi tarihimizi yanlış biliyoruz. Hala daha bu ülkede Abdülhamid'i o ulu hakanı kızıl sultan olarak, Vahidüttin'i vatan haini olarak görenler var. İşte geçmişimizle bağımızı kopartmaya çalışan, tarihi kendi ideolojik saplantılarına göre yazan bu kesime inat tarihi hakikatleri gün yüzüne çıkartacak bir dergi daha yayın hayatına başladı;Yedikıta dergisi.. Bu ayki ilk sayısında, Abdülhamid'in dehasa projelerinden <a href="http://www.timeturk.com/2.-Abdulhamidin-Bogaz-Koprusu-projesi-24169-haberi.html" target="_blank"> boğaz köprüsü projesi </a>ele aldığı önemli konulardan sadece bir tanesi. <a href="http://www.yedikita.com.tr/" target="_blank">Bu dergi</a> <a href="http://gencanaliz.org/2008/09/02/yedikita-yayin-hayatina-basladi/" target="_blank">gençbeyin </a>gibi acizane şiddetle tavsiye ettiğim , ve bir sonraki sayısını  heyacanla beklediğim dergilerden.Yedikıta dergisi hepimize hayırlı uğurlu olsun... Selametle habercigenç..</p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Ekonomi takıyye götürmez]]></title>
<link>http://sefalet.wordpress.com/?p=19</link>
<pubDate>Tue, 17 Jun 2008 06:04:00 +0000</pubDate>
<dc:creator>begci</dc:creator>
<guid>http://sefalet.fr.wordpress.com/2008/06/17/ekonomi-takiyye-goturmez/</guid>
<description><![CDATA[DEVLET Bakanı Ali Babacan, gazetelerin ekonomi müdürleriyle yaptığı toplantıda epeyce zorlanm]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p><strong><strong>DEVLET </strong>Bakanı <strong>Ali Babacan</strong>, gazetelerin ekonomi müdürleriyle yaptığı toplantıda epeyce zorlanmış. Özellikle <strong>Faik Öztrak</strong>'ın görevden alınmasıyla ilgili sorulara doyurucu yanıt veremediğini, arkadaşlarımızın hemen hepsi yazmış...</strong></p>
<p><strong>Babacan</strong> burada zorlanmış ama bazı sorularda sıkışmamak için doğru söylememeyi tercih etmiş. Arkadaşlar IMF'in, 1.6 milyar dolarlık 4. gözden geçirme parasını bile taksitlendirdiğini hatırlatınca, <strong>'Taksitlendirmeyi biz istedik'</strong> demiş...<!--more--></p>
<p><strong>Babacan</strong>'ın bu yanıtı kesinlikle doğru değil...</p>
<p><strong>Babacan</strong>, iki haftanın bu tartışmayla geçtiğini, IMF anlaşmasının bu nedenle uzadığını, <strong>'Kesinlikle bunu kabul edemeyiz'</strong> diye rest çekip, sonunda IMF'in bu talebini kabul etmek zorunda kaldıklarını, kimsenin bilmediğini mi zannediyor? IMF'le anlaşma uzayınca, eurobond'lardan kaynaklanan büyük sıkıntı çıktığını, Merkez Bankası'nın döviz likiditesi için faizleri düşürmek zorunda kaldığını, hafta sonunda büyük patronların Erdoğan ve Gül ile Dışişleri Konutu'nda toplanıp, <strong>'Ne  talepleri varsa kabul edip IMF'le anlaşın, yoksa piyasaları tutmak mümkün olmaz'</strong> diye uyardığını, bunun üzerine alelacele talepleri kabul edip, hafta sonunda anlaşma sağlandığını ilan ettiklerini, bütün bu gerçekleri yok mu zannediyor.</p>
<p>O zaman IMF Başkan Yardımcısı <strong>Anne Krueger</strong> neden <strong>'Hükümetin hemen güven sağlaması lazım'</strong> diye açıklama yapıyor. Krueger'ın sapmalara ilişkin eleştirisini de <strong>'Bizden önceki dönemde sapma olmuş' </strong>diye geçiştirmeniz mümkün mü?</p>
<p>Eğer işler bu kadar iyiyse, IMF dediğiniz kadar güven duyuyorsa, siz hiç hata yapmadıysanız; o zaman IMF Başkanı Koehler, neden sizle o tür bir konuşma yaptı. Neden <strong>Köhler'</strong>in sorularına vahim hatalarla yanıt verdiniz ve gelen ağır eleştirileri nasıl içinize sindirebildiniz? Neden <strong>Krueger</strong> sizle yeniden baş başa görüşme gereği duydu, aslında bizim memurumuz olan Kiekens bile size neden o kadar çıkıştı?</p>
<p>Yapmayın, siyasette yutturabilirsiniz ama, ekonomi yalan ve takiyye götürmez...</p>
<p><strong>MERKEZ BANKASI'NDAN HÜKÜMETE BRİFİNG</p>
<p></strong>Devlet Bakanı Babacan, faizlerle ilgili sorulara, <strong>'faizler emirle düşmez'</strong> yanıtı vermiş. Çok doğru, bir bakanın yapması gereken bir açıklama ama bu söyleminde samimi olup olmadığı konusunda ciddi şüpheler var. Kendisi böyle düşünüyor olsa bile, <strong>Erdoğan</strong> ya da <strong>'parti büyükleri'</strong>nden talimat gelince ne yapacak, şüpheli...</p>
<p>Geçtiğimiz son bir-kaç aylık dönemde, Irak Savaşına rağmen piyasaların bu kadar sakin seyretmesinde, sadece ve sadece Merkez Bankası'nın etkisi olduğunu kimse unutmamalı. Eğer bu sürede, Hükümetin tezkere başta olmak üzere, yaptığı vahim hatalar hatırlanırsa, herkes herhalde şu savımızı kabul edecektir: <strong>'Eğer Merkez Bankası özerk olup kendi başına karar vermeseydi, iş zerre kadar güvenin kalmadığı Hükümete kalsaydı, Türkiye ekonomisi Irak savaşı dönemini kaldıramazdı.'</p>
<p></strong>İşte bugün Merkez Bankası Bakanlar Kurulu'na brifing verecek. Bu rutin yapılan bir toplantı ama bu kez faizler nedeniyle büyük önem taşıyor. Geçen haftaki toplantıda faizler konusundaki bazı bakanların kestikleri ahkam, orada kalmalı. Hükümet hata yapıp da, faizler konusunda Merkez Bankası ile çatışmamalı...</p>
<p>Piyasalara da iş düşüyor. Bütün bankalar daha fazla kar yazmak için faizlerde hızlı düşüş istiyor. Ancak unutmamalılar; Merkez Bankası ne yaptığını biliyor..</p>
<p>Ne zaman, ne kadar indirim yapılacağına  Merkez Bankası karar verir.</p>
<p>Piyasalar aşırı iyimserlik içinde. Bütün hedefleri Haziran sonu bilançoları ve bütün banka yöneticileri 'kár baskısı' altında. Bütün bunlar normal de, piyasa oyuncuları bari geçmişten aldıkları dersleri hatırlayıp, bu kez, biraz yukarı çıkıp tepeden baksınlar ve daha sakin ve sağduyulu olsunlar. Aksi takdirde hepsi altında kalacak.</p>
<p>Hangi anlayışa sahip bir hükümetle, bakanlarla işin götürüldüğünü unutmasınlar..</p>
<p><span class="yazarisim">Erdal SAĞLAM</span> - Hürriyet</p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Pascali's island(Paskali'nin Adası)]]></title>
<link>http://yalnizselvi.wordpress.com/?p=29</link>
<pubDate>Sun, 15 Jun 2008 19:58:18 +0000</pubDate>
<dc:creator>yalnizselvi</dc:creator>
<guid>http://yalnizselvi.fr.wordpress.com/2008/06/15/pascalis-islandpaskalinin-adasi/</guid>
<description><![CDATA[Başrolde Beng Kingsley&#8217;in olduğu Osmanlının son dönemine şahitlik eden Türkiyede karş]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft" style="float:left;" src="http://img240.imageshack.us/img240/9400/pascaliislandlm7.jpg" alt="" width="130" height="189" />Başrolde Beng Kingsley'in olduğu Osmanlının son dönemine şahitlik eden Türkiyede karşılığını bulmamış unutulmaz bir film.Barry Unsworth'ın yazdığı kitapdan uyarlanan filmde Beng Kingsley Sultan Abdülhamid'in adadaki casusu rölünde.Tarihi bir gerilim filmi olsada arka fonda bizi ilgilendiren bir zamanlar sahibi olduğumuz toprakların elimizden nasıl çıktığına ve türk askerinin düştüğü duruma şahit oluyor olmamız.Beng Kingsley'in dublajsız  olarak Türkçe konuştuğu 1988 yılı yapımı film 2003 yılında CNBC de gösterilmişti.Filme karşı diğer tv kanallarının ilgisiz kalmasını anlamak ise mümkün değil.Sinemalarda gösterime girmeyen bu filmle ilgili yorum ve bilgilere <a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=pascalis+island">burdan </a>ulaşılabilir.<a href="http://img102.imageshack.us/img102/888/pascali19881pz6.jpg">Burdan</a> filmin afişini görebilirsiniz.</p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[SULTAN VAHDETTİN HAN HAZRETLERİ HAİN MİDİR?]]></title>
<link>http://necatifatih.wordpress.com/2008/04/07/sultan-vahdettin-han-hazretleri-hain-midir/</link>
<pubDate>Mon, 07 Apr 2008 18:06:00 +0000</pubDate>
<dc:creator>necati fatih muradoglu</dc:creator>
<guid>http://necatifatih.fr.wordpress.com/2008/04/07/sultan-vahdettin-han-hazretleri-hain-midir/</guid>
<description><![CDATA[
Bazı şeyleri araştırma yapmadan konuşmamak lazım. Şöyle biraz düşünsek acaba desek probl]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.buzlu.org/images/2007/10/vahdettin.jpg"><img style="float:left;cursor:pointer;width:320px;margin:0 10px 10px 0;" src="http://www.buzlu.org/images/2007/10/vahdettin.jpg" alt="" border="0" /></a></p>
<p>Bazı şeyleri araştırma yapmadan konuşmamak lazım. Şöyle biraz düşünsek acaba desek problemlerin çoğu çözülecek . Küçükken bir arkadaşım vardı bana öğretmeninin anlattıklarını anlattı . Daha dün gibi aklımda anlattıkları Sultan Vahdettin Han Hazretlerinin devleti ve milleti en zor zamanında bırakıp başka bir ülkeye sığındığını ve daha bunun gibi bir çok saçmalıklar . O zaman inanmıştı çünkü ne bunu anlayacak kadar anlayışım ne de bunu kavrayacak kadar tarih bilgim vardı.</p>
<p> Aradan birkaç yıl geçti . Bu konuştuklarımız aklıma geldi o zaman durup düşündüm . Tabi az da olsa tarih bilgim vardı artık. Madem hain neden bütün hanedanlıkla beraber yurt dışında sefil bir hayat sürmüşler . Hadi kaçtı diyelim neden Cumhuriyetin kuruluşundan sonra kaçıyor . (Üstelik devlet ve milletin en zor gününde kaçmıştı ...) veya nasıl bütün hanedanlık mensupları onun yanında onunla beraber . Hepsi mi hain yoksa ?</p>
<p> Bunlar en basit olanlarıydı bu nasıllar kafa mı yormaya başladı . Artık tarih öğretmenime soru zamanı gelmişti. Dersten sonra "Hocam Vahdettin Han Hazretlerinin hainliği nerden geliyo bana anlatır mısın  dedim ve kafamda ki şüpheleri nasılları saydım . Öğretmenim tam bir samimiyetle bana gerçekleri anlattı ; Benim kafamdaki düşünceleri düşünmeden . Allah razı olsun ufkumu açan ilk kişi odur . Okulda ki ders kitaplarından sıyrılıp tarih adına ve özellikle Osmanlı , Abdulhamid Han , Vahdettin Han , Fatih Sultan Mehmed Han (neymiş kardeşini cellada vermiş),Baltacıdan tutuncaya kadar . Onun manevi hakkını iade edelim şimdilik bu kadar umarım az da olsa birşeylerin nasıl çaptırıldığını anlatabilmişimdir .</p>
<p>Sultan Vahdettin Han Belgeseli 7 kısım</p>
<p>1. kısım</p>
<p>[youtube=http://www.youtube.com/watch?v=fOmBd-cbC9g&#38;hl=en"&#62;</p>
<p>2. kısım</p>
<p>3. kısım</p>
<p>4.kısım</p>
<p>5.kısım</p>
<p>6. kısım</p>
<p>7. kısm</p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[SULTAN VAHDETTİN HAN HAZRETLERİ HAİN MİDİR?]]></title>
<link>http://hakikatitarih.wordpress.com/2008/04/07/sultan-vahdettin-han-hazretleri-hain-midir/</link>
<pubDate>Mon, 07 Apr 2008 18:06:00 +0000</pubDate>
<dc:creator>necati fatih muradoglu</dc:creator>
<guid>http://hakikatitarih.fr.wordpress.com/2008/04/07/sultan-vahdettin-han-hazretleri-hain-midir/</guid>
<description><![CDATA[
Bazı şeyleri araştırma yapmadan konuşmamak lazım. Şöyle biraz düşünsek acaba desek probl]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.buzlu.org/images/2007/10/vahdettin.jpg"><img style="float:left;cursor:pointer;width:320px;margin:0 10px 10px 0;" src="http://www.buzlu.org/images/2007/10/vahdettin.jpg" alt="" border="0" /></a></p>
<p>Bazı şeyleri araştırma yapmadan konuşmamak lazım. Şöyle biraz düşünsek acaba desek problemlerin çoğu çözülecek . Küçükken bir arkadaşım vardı bana öğretmeninin anlattıklarını anlattı . Daha dün gibi aklımda anlattıkları Sultan Vahdettin Han Hazretlerinin devleti ve milleti en zor zamanında bırakıp başka bir ülkeye sığındığını ve daha bunun gibi bir çok saçmalıklar . O zaman inanmıştı çünkü ne bunu anlayacak kadar anlayışım ne de bunu kavrayacak kadar tarih bilgim vardı.</p>
<p> Aradan birkaç yıl geçti . Bu konuştuklarımız aklıma geldi o zaman durup düşündüm . Tabi az da olsa tarih bilgim vardı artık. Madem hain neden bütün hanedanlıkla beraber yurt dışında sefil bir hayat sürmüşler . Hadi kaçtı diyelim neden Cumhuriyetin kuruluşundan sonra kaçıyor . (Üstelik devlet ve milletin en zor gününde kaçmıştı ...) veya nasıl bütün hanedanlık mensupları onun yanında onunla beraber . Hepsi mi hain yoksa ?</p>
<p> Bunlar en basit olanlarıydı bu nasıllar kafa mı yormaya başladı . Artık tarih öğretmenime soru zamanı gelmişti. Dersten sonra "Hocam Vahdettin Han Hazretlerinin hainliği nerden geliyo bana anlatır mısın  dedim ve kafamda ki şüpheleri nasılları saydım . Öğretmenim tam bir samimiyetle bana gerçekleri anlattı ; Benim kafamdaki düşünceleri düşünmeden . Allah razı olsun ufkumu açan ilk kişi odur . Okulda ki ders kitaplarından sıyrılıp tarih adına ve özellikle Osmanlı , Abdulhamid Han , Vahdettin Han , Fatih Sultan Mehmed Han (neymiş kardeşini cellada vermiş),Baltacıdan tutuncaya kadar . Onun manevi hakkını iade edelim şimdilik bu kadar umarım az da olsa birşeylerin nasıl çaptırıldığını anlatabilmişimdir .</p>
<p>Sultan Vahdettin Han Belgeseli 7 kısım</p>
<p>1. kısım</p>
<p>[youtube=http://www.youtube.com/watch?v=fOmBd-cbC9g&#38;hl=en"&#62;</p>
<p>2. kısım</p>
<p>3. kısım</p>
<p>4.kısım</p>
<p>5.kısım</p>
<p>6. kısım</p>
<p>7. kısm</p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[The sultan of the Ottoman empire awarded medals and other accolades to Imperial Japanese Navy officers]]></title>
<link>http://acturca.wordpress.com/2008/01/22/the-sultan-of-the-ottoman-empire-awarded-medals-and-other-accolades-to-imperial-japanese-navy-officers/</link>
<pubDate>Tue, 22 Jan 2008 20:11:54 +0000</pubDate>
<dc:creator>acturca</dc:creator>
<guid>http://acturca.fr.wordpress.com/2008/01/22/the-sultan-of-the-ottoman-empire-awarded-medals-and-other-accolades-to-imperial-japanese-navy-officers/</guid>
<description><![CDATA[International Herald Tribune (Herald Asahi)
21 janvier 2008
Over a century ago, the sultan of the Ot]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p>International Herald Tribune (Herald Asahi)</p>
<p>21 janvier 2008</p>
<p>Over a century ago, the sultan of the Ottoman empire awarded medals and other accolades to Imperial Japanese Navy officers who helped return sailors shipwrecked off the coast of Wakayama Prefecture to what is now Turkey. <!--more--></p>
<p>Two of those gifts are now being presented to the coastal town of Kushimoto, from where the rescue was mounted, by a nephew of one of the officers</p>
<p>Turkish marine archaeologists from a U.S. institute are now engaged in a month-long project to raise artifacts from the wreck</p>
<p>Lt. Eitaro Kishi was among the officers honored by Sultan Abdulhamid II after they brought back 69 crew members of the frigate Ertugrul to Constantinople, now Istanbul, in 1891</p>
<p>Kishi was awarded the silver Buyuk Imtiyaz Madalyasi (Imtiyaz medal) and the fourth-class Mecidi Nishani (Mejidie order)</p>
<p>Shigeo Sanada, Kishi's nephew, plans to donate the two items to Kushimoto, situated at the southern tip of the Kii peninsula</p>
<p>"Eitaro would be pleased with the handover if the articles are properly preserved and exhibited in Kushimoto, where the sinking took place," said Sanada. He kept the mementos at his home in Musashino, western Tokyo</p>
<p>The Ertugrul, a 2,344-ton wooden frigate, ran aground in a storm off Kushimoto on the night of Sept. 16, 1890. It was returning from a goodwill visit to Yokohama</p>
<p>Nearly 600 crew members died. Only 69 survived after they reached an island and local residents took care of them by sharing their meager food and clothing</p>
<p>In October that year, two Imperial Japanese Navy battleships, the Kongo and the Hiei, left Japan to transport the survivors home. They reached Turkey in January 1891, according to Imperial Japanese Navy documents</p>
<p>The rescue efforts contributed to friendly relations between Japan and Turkey</p>
<p>Kishi, later promoted to captain, always harbored fond memories of the visit, according to Sanada. He died in 1925</p>
<p>Sanada recalls Kishi's wife, Miyo, reminiscing about her husband's experiences during that trip</p>
<p>Kishi learned Turkish from the survivors as they sailed West aboard the Hiei, she said</p>
<p>"Eitaro addressed the sultan in Turkish. The sultan was surprised and asked him where he had learned the language," Sanada quoted Miyo, who died in 1951, as saying. The survey, which began on Wednesday, is expected to continue through Feb. 13 off Kii-Oshima island. It is being conducted by Turkish researchers from the Texas-based Institute of Nautical Archaeology</p>
<p>Surveys were also conducted shortly after the accident and in 1978 and 1990. A preliminary sonar and visual observation a year ago found several items, such as a 40-millimeter shell casing bearing a Turkish crescent symbol and the Arabic numeral for six</p>
<p>No wreckage was located</p>
<p>Tufan Turanli, the survey team's chief, said Kishi's decorations have immense historical value.</p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Han-ı Yağma by Tevfik Fikret]]></title>
<link>http://baykal.wordpress.com/2007/11/22/han-i-yagma-by-tevfik-fikret/</link>
<pubDate>Thu, 22 Nov 2007 18:32:41 +0000</pubDate>
<dc:creator>baykal</dc:creator>
<guid>http://baykal.fr.wordpress.com/2007/11/22/han-i-yagma-by-tevfik-fikret/</guid>
<description><![CDATA[FEAST OF PILLAGING
This small feast, gentlemen - for it is waiting to be devoured
trembling in your ]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<h2 align="center">FEAST OF PILLAGING</h2>
<p align="center">This small feast, gentlemen - for it is waiting to be devoured<br />
trembling in your presence - it is the life of this people<br />
Of this people agonized, of this people dying<br />
But please, feel no restraint, eat, swallow, munch munch...</p>
<p align="center">Eat ye gentlemen, this appetizing feast is yours<br />
Till you are satisfied, nauseous, eat till you burst</p>
<p align="center">Gentlemen, you are very hungry, it is to be seen from your faces<br />
Eat, if you don't eat today, perhaps it will not be here tomorrow<br />
This heap of food is honored by your arrival<br />
This is your right because of your campaign, yes, surely that right is yours</p>
<p align="center">Eat ye gentlemen, this joyous feast is yours<br />
Till you are satisfied, nauseous, eat till you burst</p>
<p align="center">Count what these delicate gentlemen have lying around<br />
Nobility, descendancy, honour, games, weddings, mansions, palaces<br />
It is all yours, gentlemen, mansions, palaces, brides, parades<br />
It is all your, it is all yours, readily, easily...</p>
<p align="center">Eat ye gentlemen, this appetizing feast is yours<br />
Till you are satisfied, nauseous, eat till you burst</p>
<p align="center">Even if the digestion of greatness is a trouble, it's no harm<br />
It has the pride of grandeur, the joy of revenge<br />
This feast expects kindness from your attention<br />
They are all yours these heads, brains, livers, all these bloody morsels</p>
<p align="center">Eat ye gentlemen, this sacrificing feast is yours<br />
Till you are satisfied, nauseous, eat till you burst</p>
<p align="center">The poor country will give, whatever it has, its possessions<br />
Its body, its life, its hope, its dreams<br />
Its entire well-being, what it has of joy in heart<br />
Quick, devour it, don't think about it being wrong or right</p>
<p align="center">Eat ye gentlemen, this appetizing feast is yours<br />
Till you are satisfied, nauseous, eat till you burst</p>
<p align="center">This harvest will end, seize whatever you can on your way out<br />
Tomorrow you might see all the crackling hearths go out<br />
The stomachs of today are strong, the soup today is warm<br />
Nibble, gobble fistfuls and platefuls</p>
<p align="center">Eat ye gentlemen, this feast filled with music is yours<br />
Till you are satisfied, nauseous, eat till you burst</p>
<p><em>HAN-I YAĞMA</em></p>
<p><em>Bu sofracık, efendiler - ki iltikaama muntazır<br />
Huzurunuzda titriyor - şu milletin hayatıdır<br />
Şu milletin ki mustarip, şu milletin ki muhtazır<br />
Fakat sakın çekinmeyin, yiyin, yutun hapır hapır...</em></p>
<p><em>Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin<br />
Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin</em></p>
<p><em>Efendiler pek açsınız, bu çehrenizde bellidir<br />
Yiyin, yemezseniz bugün, yarın kalır mı kim bilir<br />
Şu nadi-i niam, bakın kudumunuzla müftehir<br />
Bu hakkıdır gazanızın, evet, o hak da elde bir...</em></p>
<p><em>Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı zi-safa sizin<br />
Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin</em></p>
<p><em>Bütün bu nazlı beylerin ne varsa ortalıkta say<br />
Haseb, neseb, şeref, oyun, düğün, konak, saray<br />
Bütün sizin, efendiler, konak, saray, gelin, alay<br />
Bütün sizin, bütün sizin, hazır hazır, kolay kolay...</em></p>
<p><em>Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin<br />
Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin</em></p>
<p><em>Büyüklüğün biraz ağır da olsa hazmı yok zarar<br />
Gurur-ı ihtişamı var, sürur-ı intikaamı var<br />
Bu sofra iltifatınızdan işte ab ü tab umar<br />
Sizin bu baş, beyin, ciğer, bütün şu kanlı lokmalar...</em></p>
<p><em>Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı can-feza sizin<br />
Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin</em></p>
<p><em>Verir zavallı memleket, verir ne varsa, malini<br />
Vücudunu, hayatını, ümidini, hayalini<br />
Bütün ferağ-ı halini, olanca şevk-i balini<br />
Hemen yutun düşünmeyin haramını, helalini...</em></p>
<p><em>Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin<br />
Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin</em></p>
<p><em>Bu harmanın gelir sonu, kapıştırın giderayak<br />
Yarın bakarsınız söner bugün çıtırdayan ocak<br />
Bugünkü mideler kavi, bugünkü çorbalar sıcak<br />
Atıştırın, tıkıştırın, kapış kapış, çanak çanak...</em></p>
<p><em>Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı pür-neva sizin<br />
Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin</em></p>
<p>Tevfik Fikret</p>
<p><strong>I would like to acknowledge the author of </strong><a href="http://www.norvecgenci.com/htm_swf/sairler/1899_ve_oncesi_tevfik_fikret.htm"><strong>this page</strong></a><strong> here. I have used his Turkish explanations for some of the words and terms that I didn't understand.</strong></p>
<p><img border="0" align="left" src="http://baykal.wordpress.com/files/2007/11/tf3.jpg" alt="Tevfik Fikret - sis" />Tevfik Fikret (1867 - 1915) was a brilliant poet. His real name was Mehmed Tevfik. He was influenced by Abdülhak Hamid Tarhan and in turn he influenced a whole batch of poets, including the equally brilliant Yahya Kemal. One of his most famous poems is <em>Sis </em>(the Mist), in which he describes Istanbul as a "slutty virgin widow". This poem was forbidden during Sultan Abdülhamid II reign because of its politically critical character. However, many youth, among them Falih Rıfkı Atay, did secretly know the poem just for being rebellious, without really fully understanding it. One must not forget that Fikret and his school's language is very complex and far from colloquial Turkish. It is this type of language that pushed the Turkish puritans like Yurdakul away from this group of poets and made Ömer Seyfettin remark: "<em>Yes Tarhan is a true genious and Makber is a real masterpiece, too bad that nobody understands what he says</em>"</p>
<p><em> The painting shown here was based on the poem Sis and it was painted by Abdulmecid, who would become the last of the Islamic Khalif's. It look like a gray blotch, but if you look closely you can see the silhouette of Istanbul with its minarets in the mist.</em></p>
<p><em><img border="0" align="right" src="http://baykal.wordpress.com/files/2007/11/tevfik_fikret_s.gif" alt="Tevfik Fikret - himself" /><strong>Han-i Yağma</strong> </em>is literally translated "the table of pillaging". Why did I translate it as "feast"? Because the "han" here means not just a table, but a table with food on it. For those of you who know a bit of Arabic, try and think about the difference between طاولة and مائدة. So perhaps there is a better word out there than "feast" but until I find that word, this is the best description. Aside from that I have to admit that the translation is not the best I ever did.</p>
<p>The poem itself is, much like <em>Sis</em>, a harsh critique on politics: rich men of the state devour everything of the people. The people on the other hand trust these men and are full of good will. I'm still trying to date the poem, which should give me a better idea on whom he is criticising, because I have read somewhere that this poem is aimed at the members of the Committee of Union and Progress (CUP), the guys who did the Young Turk revolution in 1908. If this is true it remains to be seen why Fikret would write so harshly about the men who did away with the Sultan who forbid his poems in the first place...</p>
<p>I think the poem is extra-cool because it is so descriptive and morbid. It should put every corrupt politician to shame. Because of this, it is also timeless.</p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Atatürk İsrail’e nasıl bakıyordu?/ Filistin’i Kim Sattı?]]></title>
<link>http://ozgursun.wordpress.com/2007/01/02/ataturk-israil%e2%80%99e-nasil-bakiyordu-filistin%e2%80%99i-kim-satti/</link>
<pubDate>Tue, 02 Jan 2007 13:04:00 +0000</pubDate>
<dc:creator>aliilaslan</dc:creator>
<guid>http://ozgursun.fr.wordpress.com/2007/01/02/ataturk-israil%e2%80%99e-nasil-bakiyordu-filistin%e2%80%99i-kim-satti/</guid>
<description><![CDATA[Atatürk İsrail’e nasıl bakıyordu?Şimdi her konuda Atatürk adına konuştuğunu ve hareket et]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p>Atatürk İsrail’e nasıl bakıyordu?<br />Şimdi her konuda Atatürk adına konuştuğunu ve hareket ettiğini söyleyen her kesim Atatürk”ün 27 Temmuz 1937 tarihinde Hakimiyeti Milliye gazetesine verdiği demeci ibretle okumalıdırlar”. <a id="more-121"></a><br />Siyasal şuur altı fundamentalist Yahudilik anlayışından beslenen İsrail ordusu ve işbirlikçileri Lübnan ve Filistin”de katliamlarına devam ederken maalesef Türkiye “İçimizdeki İsrail” marifetiyle kış uykusuna erkenden teslim olmuş gözükmektedir. Öyle ki, milletimizin haykırışının aksine iktidarın basiretsizlik ve korkudan dolayı kılı bile kıpırdamıyor. Devletimizin siyasal yönelişine ve çizgisine yön veren güç odakları, Evangelist ABD ve Siyonist İsrail”in belirlediği ve sınırlarını yine kendilerinin tayin ettiği “Real Politik” koşullar safsatası ile vakit geçirmektedirler.<br />İsrail muharref Tevrat-Tora”ya göre Tanrıyla uğraşan, güreşen, işte ayrı oturan, milletler arasında sayılmayan, tüm insanların kendileri için köle olarak yaratıldığı, Tanrı Yehova”nın seçkin kavmi, Onun öz çocukları konumunda olan bir millet. Bundan dolayı Yahudi inancına göre; “Orduların rabbi olan Yehova” İsrail halkının koyunları ve dahi Arz-ı Mev”ud (vaat edilmiş topraklar) için gentile (kafir) sınıfında sayılan, Yahudi ırkından ve inancından olmayan tüm milletleri kundaktaki bebeğe, çocuklara, kadınlara tavuklara, evcil hayvanlara, hatta nefes alan her canlıya kadar katletme, kanını içme yetkisi vermiştir. Öyle ki, bu bağlamda muharref Tevrat-Tora”nın Tensiye, Yeşu, Amos ve Hezekiel bölümlerinde kanı ve katliamı kutsayan çok sayıda sözde ayetler vardır. Evet İsrail böylesi bir dinsel inanca sahip. Humanist ve reformist kesimler hariç, en azından İsrail devlet aygıtını elinde tutan Ferisi kökenli Hahamlar ve azgın Siyonistler böyle düşünüyor. Bu zevata göre bir Yahudi asker için bir buçuk milyar Müslüman bile öldürülebilir. Zira bir Yahudi”nin kanı her türlü mukaddesatın ve İnsan haklarının üzerindedir. Bu yargımızı doğrulamak için Tevrat-Tora ve Talmud”a şöyle bir göz atmak bile yeter. Ancak iş burada bitmiyor. İçimizde köşe başını tutmuş Yahudi hizmetkarı çok güçlü hainler var. Bunlar bizi zayıf düşürmektedir. Yoksa İsrail bu kadar pervasız olabilir mi? Yukarıda tablosunu çizdiğimiz dinsel zemin üzerine oturan İsrail siyasal aklı ve muhayyilesinin içimizdeki temsilcileri, kripto Yahudiler, Sabatayistler ve bunların kulu ve kölesi durumunda olan bir takım köşe yazarları, sözde sanatçı müsveddeleri, bir kısım siyasetçiler, devletimizin en kritik makamlarına yerleşmiş bazı bürokratlar İsrail”in kendisinden daha tehlikeli bir işlev görmektedir.<br />Zira Türk milletinin ve devletinin yönetim kadrolarına sızan bu içimizdeki Müslüman ismi kullanan İsrailliler bugün bile laiklik, çağdaşlık, Atatürkçülük, özgürlük ve demokrasi maskesi altında gençliğimizi ve devletimizi kendi geleneğinden kopararak parçalamak istemekte ve bunun için medyadaki temsilcileri Filistin ve Lübnan, İsrail bombaları altında yanarken televizyonlarda en rezil programları ekranlara koymaktadırlar. Maalesef her yere sızmış bulunuyorlar. Şüphesiz bu sızma harekatında Roma İmparatorluğu dönemimde de bir Yahudi yerleşim merkezi olan Selanik ve hakeza Sabatay Sevi”nin doğum yeri olan İzmir, Osmanlı ve Türkiye Cumhuriyeti”ne sızmanın en önemli üssü olmuşlardır.<br />Fatih Sultan Mehmet”in doktoru Yakup Paşa”dan, Yasef Nasi ailesinden, Sabatay Sevi”den, Menderes”in MİT müsteşarı Behçet Türkmen”e, hatta Başbakanlık müsteşarı mason Üstad”ı Azam”ı Ahmet Salih Korur”a kadar ismini sayamayacağımız birçok dönme ve mason devletimizin en üst kurumlarında içimizdeki İsrail”in şaşmaz temsilciliğini yapmışlardır ve torunları vasıtası ile de halen yapmaya devam etmektedirler. Bu içimizdeki kripto İsrailliler, onların tavsiyelerini ve yaptıklarını hakikatin ve ilericiliğin kendisi sanan yerli işbirlikçiler sanatımızı, mimarimizi, edebiyatımızı, müziğimizi, ekonomimizi, siyasal aklımızı öyle bir tahrip ettiler ki, midemizden, makamımızdan, malımızdan ve köşeyi dönmeyi düşünmekten başka hiçbir şeyi düşünemez olduk.<br />Cemil Meriç”in ifadesi ile idraklerimiz hadım edildi. Sadece madden değil düşünsel, zihinsel ve siyasal anlamda da köleleştirildik. Bundan dolayıdır ki, Türkiye”de hangi iktidar iş başına gelse İsrail ve Amerikan ekseninden dışarı çıkamamakta, Mehmetçikleri vuran PKK”yı takip etmek için bile ABD”li ve İsrailli ağabeylerinden en azından telefonla izin almak mecburiyetinde kalmaktadırlar. Sanki İsrail, Lübnan ve tapusunun elimizde olmakla övündüğümüz Filistin”de katliam yaparken kendilerine soruyormuş gibi.<br />Atatürk İsrail için ne düşünüyordu? Şimdi her konuda Atatürk adına konuştuğunu ve hareket ettiğini söyleyen her kesim Atatürk”ün 27 Temmuz 1937 tarihinde Hakimiyeti Milliye gazetesine verdiği demeci ibretle okumalıdırlar. Ortadoğu”da bütün bir bölgede çıban başı olacak bir Yahudi Devleti”nin kurulma aşamasında olduğunu sezinledikten sonra “Filistin”e el sürülemez. Türkler bölgedeki yabancı işgali kabul edemez. Hz. Muhammed”in ve kutsal değerlerin hürmetine İslam”ın mukaddes topraklarının Yahudilerin ve Hıristiyanların nüfuzuna girmesine engel olacağız. Ordumuzun buna gücü yeter. Birinci Dünya Savaşı”ndan sonra Arap kardeşlerimizden uzak kaldık ancak onların aralarındaki karışıklıkları kimse bizden iyi bilemez.” demiştir Atatürk.<br /> Evet, Mason localarını kapatan Mustafa Kemal Atatürk”ün kurulacak muhtemel İsrail devleti hakkındaki düşündükleri. Yani gerekirse mukaddes topraklar için savaşmayı ön görmektedir. Fakat ne yazık ki, İsrail devleti kuruldu ve bölge tam 58 yıldır kan, barut, gözyaşı ve katliam altında. Hemen belirtelim ki, Mustafa Kemal”in bu kararlı tutumunu benimsemeyen ve halen ABD ve İsrail ekseninden bir türlü çıkamayan Türkiye; eğer böyle giderse yakın bir gelecekte Siyonist İsrail ordusunu ve evangelist sömürgecileri fiilen güney sınırlarında bulacaktır. Zaten şimdiden güney sınırımızda kukla Kürdo/ Judea devleti kurulmadı mı? İlla İsrail ve ABD füzelerinin şehirlerimizde patlamasını mı bekleyeceğiz. <br />Milli Gazete -Lütfü ÖZŞAHİN31 Temmuz 2006 10:51 <br />*******************************************************************************************************************<br />Filistin’i Kim Sattı?<br />Yahudilerin, Filistin’e yönelik yerleşme, yurt ve bağımsız ülke kurma operasyonları Temmuz 1882’lerde resmen başlamıştır. Önceleri Batılı Yahudi zenginlerin Filistin’den para ile Yahudiler için Osmanlı’dan toprak satın alma girişimleri ile başlayan bu operasyonlar, siyonizmin lideri Theodor Herzl’in 1896-1902 yılları arası tam beş defa İstanbul’u ziyaret ederek amacına ulaşmak için yaptığı girişimlerle yeni bir boyut kazanmıştır.(1) II. Abdülhamid Theodor Herzl’in her teklifini -vaat ettiği para ve medya desteğine rağmen- kesin bir dille reddetmiş, padişah, arkadaşı Newslinski aracılığı ile Theodor Herzl’e şu ültimatomu göndermişti:“Eğer Bay Herzl, senin arkadaşın ise ona söyle, bu meselede ikinci bir adım atmasın. Ben bir karış dahi olsa toprak satmam. Zira bu vatan bana değil, milletime aittir. Milletim bu vatanı kanlarıyla mahsüldar kılmışlardır. O bizden ayrılıp uzaklaşmadan, tekrar kanlarımızla örteriz. Benim, Suriye ve Filistin alaylarının askerleri birer birer Plevne’de şehit düşmüşlerdir. Bir tanesi bile geri dönmemek üzere hepsi muharebe meydanında kalmışlardır. Devlet-i Aliyye bana ait değil, Türk milletinindir. Ben onun hiçbir parçasını veremem. Bırakalım Musevîler milyonlarını saklasınlar, benim imparatorluğum parçalandığı zaman Filistin’i karşılıksız ele geçirebilirler. Fakat yalnız bizim cesetlerimiz parçalanarak, bu ülke taksim edilebilir. Ben, canlı bir beden üzerinde ameliyat yapılmasına asla müsaade edemem.(2)<br />“Filistin’i satmayız”<br />Fakat buna rağmen bugün olduğu gibi dün de Yahudiler Avrupa’da “Ermeni Meselesi”nde Türkiye’yi destekleyecek, Osmanlı’nın Avrupa’daki borçlarını ödeme girişiminde bulunacak, hatta 30 milyon sterlini bulan tüm Osmanlı borçlarını Filistin’e karşılık tasfiye etme ve ödeme girişiminde bulunacaklardı. Hiç olmazsa Hayfa dahil Akkâ sancağı kendilerine verilmeliydi. Fakat Osmanlı yetkilileri, buna karşılık, Yahudi girişimcilere ekonomik bazı imtiyazlar verebileceklerini, ama asla Filistin’i vermeyeceklerini söylüyorlardı. Washington’daki Osmanlı Büyükelçisi Ali Ferruh Bey, 24 Nisan 1899’da bir Amerikan gazetesine verdiği demeçte “Ceplerimize milyonlarca altın doldursalar, hükümetimiz Arap memleketlerinin hiçbir bölümünü satmak niyetinde değildir” diyordu. Ali Ferruh Bey aynı beyanatında, Filistin meselesinin ekonomik değil, siyasî bir mesele olduğunu, bu nedenle de Maliye Nezareti’ni ilgilendirmediğini söylemişti.(3)<br />Siyonistlere tedbir<br />II. Abdülhamid, sadece Siyonistlerin teklifini reddetmekle kalmamış, onlara karşı Filistin’e yerleşmemeleri için etkin önlemler de almıştı. Bu nedenle de büyük güçler nezdinde diplomatik girişimlerde bulunulmuş, Musevîlerin Siyonistleşmesini engellemeye çalışmış. Duhûliye Nizamları hazırlatmış, Siyonistlerin yabancı himaye elde etmelerini önlemek için çaba harcamış ve Filistin’den Yahudîlerin arazi satın almalarını yasaklamıştı. (…) 1867 tarihli Osmanlı Arazi Kanunnamesi Mûsevîlerin Kutsal Topraklar’da arazi almalarını engellemiyordu. 5 Mart 1883’de çıkarılan yeni kanun yabancı Siyonistlerin Osmanlı ülkesinde taşınmaz mal satın almalarını yasakladığı halde, Osmanlı vatandaşı olan Yahudilere herhangi bir yasak getirmiyor, bu nedenle de yerli Yahudilere Siyonist örgütlerce para verilerek, bölgede önemli bir toprak parçasının Siyonistlerce satın alınması sağlanıyordu.<br />Filistin’i satanlar<br />15 Ağustos 1893’de üç Filistinli yöneticinin gönderdiği bir rapor, Filistin’de yaşananları, ihanet ve gafletleri bir bir ortaya koyuyordu. Raporu, Akkâ’nın eski Umumî Müdürü Nabluslu Muhammed Tevfik, Bihke’nin eski Reji Müdürü Muhammed Said ve Bihke’ye bağlı Bihar Nahiye Müdürü Beyrutlu Suphi Efendiler hazırlamışlardı. Bu iki sayfalık önemli raporu sadeleştirerek ve kısaltarak Filistin’i kimlerin sattığını merak edenlerin dikkatlerine sunmak istiyoruz.(4)“Romanya ve Rusya göçmeni Yahudilerin Osmanlı ülkesinde, özellikle Filistin’de iskânları, Filistin’e girmeleri ve burada arazi satın almalarının padişahın yüce emri ile yasaklandığı herkesçe bilindiği halde, bazıları özel çıkar ve menfaatleri, bazıları da bozguncu, zararlı fikir ve düşüncelerinin etkisiyle bu emre uymamışlardır. 1890 senesinde Yafa ve Hayfa kasabalarında Baron Hirscb’in adamları Mösyö Henger ve Mayer Zelyan aracılığı ile Yahudiler için toprak satın alınmış, Rus tebaası 140 aile Hayfa havalisine yerleştirilmişti. Bu işte onlara Akkâ Mutasarrıfı Sadık Paşa, eski Hayfa Kaymakamı Mustafa Efendi Kanevetti, yeni Hayfa Kaymakamı Ahmed Şükrü, Akkâ Müftüsü Ali, Hayfa Belediye Reisi Mustafa ve Hayfa İdare Meclisi Azâsından Necip Efendi aracılık yapmışlardı. Bu ekip, düzenledikleri sahte mukavele ve belgelerle eski Adana Mutasarrıfı Şakir Paşa ve Cebel’i Lübnan ahalisinden Selim ve Nasrullahi’l-Havarî’nin vaktiyle 800 liraya aldıkları Hayfa yakınlarındaki mülkleri; Hazire, Dordore ve Nefbâte çiftliklerini 18.000 liraya satmış, ayrıca kendileri de 2.000 lira aracılık parası almışlardı. Bu satış sonrası bir gece içinde Hayfa Polis Memuru Aziz ve Zabıta Memuru Yüzbaşı Ali Ağaların marifetiyle Rus göçmeni 140 aile Hayfa sahillerindeki bu araziye yerleştirilmişlerdi. Padişahın iradesi (emri) nedeniyle arazi satışının yasak olduğunu çok iyi bilen Hayfa Belediye Başkanı Mustafa Efendi, selâhiyetini kullanarak sahte ve kadim (çok eski) tarihli bir ruhsatname ile burada 140 haneli yeni bir Yahudi köyü kurmuş, onlardan bir de vergi alarak yıllardır Osmanlı vatandaşı olduklarını belgelemeye çalışmıştır. Bununla da yetinmeyen Mustafa Efendi güya bunların yıllarca Safed ve Taberiyye kazaları arasında bulunan “Mizrate’l-Hafize” köyünde asırlardır yaşadıklarını, ama nüfuslarının unutularak kaydedilmediklerini ileri sürerek onları Osmanlı nüfusuna kaydetmiş, 140 fakir Yahudi ailesinin altısından, birer mecidiye, toplam altı mecidiye, “nüfusa geç kaydolma” cezası almıştı. Böylece bir gecede 140 Yahudi aile Osmanlı vatandaşı olarak Osmanlı fakirlik ve ilmuhaberi verilerek birçok devlet hizmetinden bedava yararlanmaları sağlanmıştı.”Şikâyetçilere göre Hayfa ve Akkâ’da bu yolla Yahudilerin iskânı sürekli hâle ettirilmiştir. Bundan başka Baron Bilavaroş’un vefatıyla sahipsiz kalan Zemarin köyüne Yahudi koloniciler el koymuş, Baron Roşeyle yönetimindeki 700 hane Yahudi bu köye yerleştirilmişti. Daha sonra da her ne yapılmışsa yapılmış bu arazi Yahudilere Padişahın emrine aykırı olarak satılmıştı. Bu köyün çevresindeki Eşfiya, Emma’l-Altun ve Emma’l-Cemal adlı üç köy de bu arazinin içinde gösterilmiştir. 2-3 bin kuruş kıymetinde harap bir arazi, Akkâ Mutasarrıfı Sadık Paşa tarafından 2.000 liraya Yahudilere satılmıştır. Hayfa ve Yafa arasında bulunan Hazine-i Hassa ile bitişik, dönümü bir kuruştan alınan Haşmezrezzake adlı 30 dönüm arazi, 30 bin liraya Yahudilere satılmıştı. Yine dönümü 3 kuruşa alınan beşbin dönümlük arazi de 15.000 liraya Yahudilere satılmıştı. Bu, şebekenin faaliyetlerini bütün bütün ortaya çıkarmıştı. (…) Yahudîlerin maddî fedâkârlıkları sonucu onlarla iyi geçinen yerel yöneticiler genelde onlara itibar etmiş, Müslümanlara fazla yakınlık göstermemişlerdir. Bunlardan biri olan Maykerî Nahiyesi Müdürü Çerkes Ali Ağa, Yahudilerin kalp akça bastıkları ihbarı üzerine Yahudî köylerine gidip soruşturma yapmak isteyince tahkir ve saldırıya uğramış, daha sonra da onların girişimleriyle azledilmişti. Onun gönderilmesinden cesaret alan Yahudîler bir takım silah ve mühimmat depolamaya, gizli eğitim kurumları açmaya ve kendilerini engelleyebilecek kişileri haps ve işkence ile yıldırmaya başlamışlardı.(5)<br />(1) Mim Kemal Öke, Kutsal Topraklarda Siyonistler ve Masonlar,İstanbul 1991, 3. Baskı, Çağ Yayınları, 55-63<br />(2) Yaşar Kutluay, Türkiye ve Siyonizm, İstanbul, 1973, s. 108-109<br />(3) Mim Kemal Öke, A.g.e., s. 91<br />(4) Başbakanlık Osmanlı Arşivi, Y.PRK.AZJ. 27/39<br />(5) Başbakanlık Osmanlı Arşivi, Y.PRK.AZJ. 27/39 Bu yazı Tarih ve Düşünce dergisinden alınmıştır.<br />Kasım 27, 2006</p>
<p>Kaynak : <a href="http://kendihalinde.wordpress.com/">http://kendihalinde.wordpress.com/</a></p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Atatürk İsrail’e nasıl bakıyordu?/ Filistin’i Kim Sattı?]]></title>
<link>http://herseyosmanli.wordpress.com/2007/01/02/ataturk-israil%e2%80%99e-nasil-bakiyordu-filistin%e2%80%99i-kim-satti/</link>
<pubDate>Tue, 02 Jan 2007 13:04:00 +0000</pubDate>
<dc:creator>aliilaslan</dc:creator>
<guid>http://herseyosmanli.fr.wordpress.com/2007/01/02/ataturk-israil%e2%80%99e-nasil-bakiyordu-filistin%e2%80%99i-kim-satti/</guid>
<description><![CDATA[Atatürk İsrail’e nasıl bakıyordu?Şimdi her konuda Atatürk adına konuştuğunu ve hareket et]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p>Atatürk İsrail’e nasıl bakıyordu?<br />Şimdi her konuda Atatürk adına konuştuğunu ve hareket ettiğini söyleyen her kesim Atatürk”ün 27 Temmuz 1937 tarihinde Hakimiyeti Milliye gazetesine verdiği demeci ibretle okumalıdırlar”. <a id="more-121"></a><br />Siyasal şuur altı fundamentalist Yahudilik anlayışından beslenen İsrail ordusu ve işbirlikçileri Lübnan ve Filistin”de katliamlarına devam ederken maalesef Türkiye “İçimizdeki İsrail” marifetiyle kış uykusuna erkenden teslim olmuş gözükmektedir. Öyle ki, milletimizin haykırışının aksine iktidarın basiretsizlik ve korkudan dolayı kılı bile kıpırdamıyor. Devletimizin siyasal yönelişine ve çizgisine yön veren güç odakları, Evangelist ABD ve Siyonist İsrail”in belirlediği ve sınırlarını yine kendilerinin tayin ettiği “Real Politik” koşullar safsatası ile vakit geçirmektedirler.<br />İsrail muharref Tevrat-Tora”ya göre Tanrıyla uğraşan, güreşen, işte ayrı oturan, milletler arasında sayılmayan, tüm insanların kendileri için köle olarak yaratıldığı, Tanrı Yehova”nın seçkin kavmi, Onun öz çocukları konumunda olan bir millet. Bundan dolayı Yahudi inancına göre; “Orduların rabbi olan Yehova” İsrail halkının koyunları ve dahi Arz-ı Mev”ud (vaat edilmiş topraklar) için gentile (kafir) sınıfında sayılan, Yahudi ırkından ve inancından olmayan tüm milletleri kundaktaki bebeğe, çocuklara, kadınlara tavuklara, evcil hayvanlara, hatta nefes alan her canlıya kadar katletme, kanını içme yetkisi vermiştir. Öyle ki, bu bağlamda muharref Tevrat-Tora”nın Tensiye, Yeşu, Amos ve Hezekiel bölümlerinde kanı ve katliamı kutsayan çok sayıda sözde ayetler vardır. Evet İsrail böylesi bir dinsel inanca sahip. Humanist ve reformist kesimler hariç, en azından İsrail devlet aygıtını elinde tutan Ferisi kökenli Hahamlar ve azgın Siyonistler böyle düşünüyor. Bu zevata göre bir Yahudi asker için bir buçuk milyar Müslüman bile öldürülebilir. Zira bir Yahudi”nin kanı her türlü mukaddesatın ve İnsan haklarının üzerindedir. Bu yargımızı doğrulamak için Tevrat-Tora ve Talmud”a şöyle bir göz atmak bile yeter. Ancak iş burada bitmiyor. İçimizde köşe başını tutmuş Yahudi hizmetkarı çok güçlü hainler var. Bunlar bizi zayıf düşürmektedir. Yoksa İsrail bu kadar pervasız olabilir mi? Yukarıda tablosunu çizdiğimiz dinsel zemin üzerine oturan İsrail siyasal aklı ve muhayyilesinin içimizdeki temsilcileri, kripto Yahudiler, Sabatayistler ve bunların kulu ve kölesi durumunda olan bir takım köşe yazarları, sözde sanatçı müsveddeleri, bir kısım siyasetçiler, devletimizin en kritik makamlarına yerleşmiş bazı bürokratlar İsrail”in kendisinden daha tehlikeli bir işlev görmektedir.<br />Zira Türk milletinin ve devletinin yönetim kadrolarına sızan bu içimizdeki Müslüman ismi kullanan İsrailliler bugün bile laiklik, çağdaşlık, Atatürkçülük, özgürlük ve demokrasi maskesi altında gençliğimizi ve devletimizi kendi geleneğinden kopararak parçalamak istemekte ve bunun için medyadaki temsilcileri Filistin ve Lübnan, İsrail bombaları altında yanarken televizyonlarda en rezil programları ekranlara koymaktadırlar. Maalesef her yere sızmış bulunuyorlar. Şüphesiz bu sızma harekatında Roma İmparatorluğu dönemimde de bir Yahudi yerleşim merkezi olan Selanik ve hakeza Sabatay Sevi”nin doğum yeri olan İzmir, Osmanlı ve Türkiye Cumhuriyeti”ne sızmanın en önemli üssü olmuşlardır.<br />Fatih Sultan Mehmet”in doktoru Yakup Paşa”dan, Yasef Nasi ailesinden, Sabatay Sevi”den, Menderes”in MİT müsteşarı Behçet Türkmen”e, hatta Başbakanlık müsteşarı mason Üstad”ı Azam”ı Ahmet Salih Korur”a kadar ismini sayamayacağımız birçok dönme ve mason devletimizin en üst kurumlarında içimizdeki İsrail”in şaşmaz temsilciliğini yapmışlardır ve torunları vasıtası ile de halen yapmaya devam etmektedirler. Bu içimizdeki kripto İsrailliler, onların tavsiyelerini ve yaptıklarını hakikatin ve ilericiliğin kendisi sanan yerli işbirlikçiler sanatımızı, mimarimizi, edebiyatımızı, müziğimizi, ekonomimizi, siyasal aklımızı öyle bir tahrip ettiler ki, midemizden, makamımızdan, malımızdan ve köşeyi dönmeyi düşünmekten başka hiçbir şeyi düşünemez olduk.<br />Cemil Meriç”in ifadesi ile idraklerimiz hadım edildi. Sadece madden değil düşünsel, zihinsel ve siyasal anlamda da köleleştirildik. Bundan dolayıdır ki, Türkiye”de hangi iktidar iş başına gelse İsrail ve Amerikan ekseninden dışarı çıkamamakta, Mehmetçikleri vuran PKK”yı takip etmek için bile ABD”li ve İsrailli ağabeylerinden en azından telefonla izin almak mecburiyetinde kalmaktadırlar. Sanki İsrail, Lübnan ve tapusunun elimizde olmakla övündüğümüz Filistin”de katliam yaparken kendilerine soruyormuş gibi.<br />Atatürk İsrail için ne düşünüyordu? Şimdi her konuda Atatürk adına konuştuğunu ve hareket ettiğini söyleyen her kesim Atatürk”ün 27 Temmuz 1937 tarihinde Hakimiyeti Milliye gazetesine verdiği demeci ibretle okumalıdırlar. Ortadoğu”da bütün bir bölgede çıban başı olacak bir Yahudi Devleti”nin kurulma aşamasında olduğunu sezinledikten sonra “Filistin”e el sürülemez. Türkler bölgedeki yabancı işgali kabul edemez. Hz. Muhammed”in ve kutsal değerlerin hürmetine İslam”ın mukaddes topraklarının Yahudilerin ve Hıristiyanların nüfuzuna girmesine engel olacağız. Ordumuzun buna gücü yeter. Birinci Dünya Savaşı”ndan sonra Arap kardeşlerimizden uzak kaldık ancak onların aralarındaki karışıklıkları kimse bizden iyi bilemez.” demiştir Atatürk.<br /> Evet, Mason localarını kapatan Mustafa Kemal Atatürk”ün kurulacak muhtemel İsrail devleti hakkındaki düşündükleri. Yani gerekirse mukaddes topraklar için savaşmayı ön görmektedir. Fakat ne yazık ki, İsrail devleti kuruldu ve bölge tam 58 yıldır kan, barut, gözyaşı ve katliam altında. Hemen belirtelim ki, Mustafa Kemal”in bu kararlı tutumunu benimsemeyen ve halen ABD ve İsrail ekseninden bir türlü çıkamayan Türkiye; eğer böyle giderse yakın bir gelecekte Siyonist İsrail ordusunu ve evangelist sömürgecileri fiilen güney sınırlarında bulacaktır. Zaten şimdiden güney sınırımızda kukla Kürdo/ Judea devleti kurulmadı mı? İlla İsrail ve ABD füzelerinin şehirlerimizde patlamasını mı bekleyeceğiz. <br />Milli Gazete -Lütfü ÖZŞAHİN31 Temmuz 2006 10:51 <br />*******************************************************************************************************************<br />Filistin’i Kim Sattı?<br />Yahudilerin, Filistin’e yönelik yerleşme, yurt ve bağımsız ülke kurma operasyonları Temmuz 1882’lerde resmen başlamıştır. Önceleri Batılı Yahudi zenginlerin Filistin’den para ile Yahudiler için Osmanlı’dan toprak satın alma girişimleri ile başlayan bu operasyonlar, siyonizmin lideri Theodor Herzl’in 1896-1902 yılları arası tam beş defa İstanbul’u ziyaret ederek amacına ulaşmak için yaptığı girişimlerle yeni bir boyut kazanmıştır.(1) II. Abdülhamid Theodor Herzl’in her teklifini -vaat ettiği para ve medya desteğine rağmen- kesin bir dille reddetmiş, padişah, arkadaşı Newslinski aracılığı ile Theodor Herzl’e şu ültimatomu göndermişti:“Eğer Bay Herzl, senin arkadaşın ise ona söyle, bu meselede ikinci bir adım atmasın. Ben bir karış dahi olsa toprak satmam. Zira bu vatan bana değil, milletime aittir. Milletim bu vatanı kanlarıyla mahsüldar kılmışlardır. O bizden ayrılıp uzaklaşmadan, tekrar kanlarımızla örteriz. Benim, Suriye ve Filistin alaylarının askerleri birer birer Plevne’de şehit düşmüşlerdir. Bir tanesi bile geri dönmemek üzere hepsi muharebe meydanında kalmışlardır. Devlet-i Aliyye bana ait değil, Türk milletinindir. Ben onun hiçbir parçasını veremem. Bırakalım Musevîler milyonlarını saklasınlar, benim imparatorluğum parçalandığı zaman Filistin’i karşılıksız ele geçirebilirler. Fakat yalnız bizim cesetlerimiz parçalanarak, bu ülke taksim edilebilir. Ben, canlı bir beden üzerinde ameliyat yapılmasına asla müsaade edemem.(2)<br />“Filistin’i satmayız”<br />Fakat buna rağmen bugün olduğu gibi dün de Yahudiler Avrupa’da “Ermeni Meselesi”nde Türkiye’yi destekleyecek, Osmanlı’nın Avrupa’daki borçlarını ödeme girişiminde bulunacak, hatta 30 milyon sterlini bulan tüm Osmanlı borçlarını Filistin’e karşılık tasfiye etme ve ödeme girişiminde bulunacaklardı. Hiç olmazsa Hayfa dahil Akkâ sancağı kendilerine verilmeliydi. Fakat Osmanlı yetkilileri, buna karşılık, Yahudi girişimcilere ekonomik bazı imtiyazlar verebileceklerini, ama asla Filistin’i vermeyeceklerini söylüyorlardı. Washington’daki Osmanlı Büyükelçisi Ali Ferruh Bey, 24 Nisan 1899’da bir Amerikan gazetesine verdiği demeçte “Ceplerimize milyonlarca altın doldursalar, hükümetimiz Arap memleketlerinin hiçbir bölümünü satmak niyetinde değildir” diyordu. Ali Ferruh Bey aynı beyanatında, Filistin meselesinin ekonomik değil, siyasî bir mesele olduğunu, bu nedenle de Maliye Nezareti’ni ilgilendirmediğini söylemişti.(3)<br />Siyonistlere tedbir<br />II. Abdülhamid, sadece Siyonistlerin teklifini reddetmekle kalmamış, onlara karşı Filistin’e yerleşmemeleri için etkin önlemler de almıştı. Bu nedenle de büyük güçler nezdinde diplomatik girişimlerde bulunulmuş, Musevîlerin Siyonistleşmesini engellemeye çalışmış. Duhûliye Nizamları hazırlatmış, Siyonistlerin yabancı himaye elde etmelerini önlemek için çaba harcamış ve Filistin’den Yahudîlerin arazi satın almalarını yasaklamıştı. (…) 1867 tarihli Osmanlı Arazi Kanunnamesi Mûsevîlerin Kutsal Topraklar’da arazi almalarını engellemiyordu. 5 Mart 1883’de çıkarılan yeni kanun yabancı Siyonistlerin Osmanlı ülkesinde taşınmaz mal satın almalarını yasakladığı halde, Osmanlı vatandaşı olan Yahudilere herhangi bir yasak getirmiyor, bu nedenle de yerli Yahudilere Siyonist örgütlerce para verilerek, bölgede önemli bir toprak parçasının Siyonistlerce satın alınması sağlanıyordu.<br />Filistin’i satanlar<br />15 Ağustos 1893’de üç Filistinli yöneticinin gönderdiği bir rapor, Filistin’de yaşananları, ihanet ve gafletleri bir bir ortaya koyuyordu. Raporu, Akkâ’nın eski Umumî Müdürü Nabluslu Muhammed Tevfik, Bihke’nin eski Reji Müdürü Muhammed Said ve Bihke’ye bağlı Bihar Nahiye Müdürü Beyrutlu Suphi Efendiler hazırlamışlardı. Bu iki sayfalık önemli raporu sadeleştirerek ve kısaltarak Filistin’i kimlerin sattığını merak edenlerin dikkatlerine sunmak istiyoruz.(4)“Romanya ve Rusya göçmeni Yahudilerin Osmanlı ülkesinde, özellikle Filistin’de iskânları, Filistin’e girmeleri ve burada arazi satın almalarının padişahın yüce emri ile yasaklandığı herkesçe bilindiği halde, bazıları özel çıkar ve menfaatleri, bazıları da bozguncu, zararlı fikir ve düşüncelerinin etkisiyle bu emre uymamışlardır. 1890 senesinde Yafa ve Hayfa kasabalarında Baron Hirscb’in adamları Mösyö Henger ve Mayer Zelyan aracılığı ile Yahudiler için toprak satın alınmış, Rus tebaası 140 aile Hayfa havalisine yerleştirilmişti. Bu işte onlara Akkâ Mutasarrıfı Sadık Paşa, eski Hayfa Kaymakamı Mustafa Efendi Kanevetti, yeni Hayfa Kaymakamı Ahmed Şükrü, Akkâ Müftüsü Ali, Hayfa Belediye Reisi Mustafa ve Hayfa İdare Meclisi Azâsından Necip Efendi aracılık yapmışlardı. Bu ekip, düzenledikleri sahte mukavele ve belgelerle eski Adana Mutasarrıfı Şakir Paşa ve Cebel’i Lübnan ahalisinden Selim ve Nasrullahi’l-Havarî’nin vaktiyle 800 liraya aldıkları Hayfa yakınlarındaki mülkleri; Hazire, Dordore ve Nefbâte çiftliklerini 18.000 liraya satmış, ayrıca kendileri de 2.000 lira aracılık parası almışlardı. Bu satış sonrası bir gece içinde Hayfa Polis Memuru Aziz ve Zabıta Memuru Yüzbaşı Ali Ağaların marifetiyle Rus göçmeni 140 aile Hayfa sahillerindeki bu araziye yerleştirilmişlerdi. Padişahın iradesi (emri) nedeniyle arazi satışının yasak olduğunu çok iyi bilen Hayfa Belediye Başkanı Mustafa Efendi, selâhiyetini kullanarak sahte ve kadim (çok eski) tarihli bir ruhsatname ile burada 140 haneli yeni bir Yahudi köyü kurmuş, onlardan bir de vergi alarak yıllardır Osmanlı vatandaşı olduklarını belgelemeye çalışmıştır. Bununla da yetinmeyen Mustafa Efendi güya bunların yıllarca Safed ve Taberiyye kazaları arasında bulunan “Mizrate’l-Hafize” köyünde asırlardır yaşadıklarını, ama nüfuslarının unutularak kaydedilmediklerini ileri sürerek onları Osmanlı nüfusuna kaydetmiş, 140 fakir Yahudi ailesinin altısından, birer mecidiye, toplam altı mecidiye, “nüfusa geç kaydolma” cezası almıştı. Böylece bir gecede 140 Yahudi aile Osmanlı vatandaşı olarak Osmanlı fakirlik ve ilmuhaberi verilerek birçok devlet hizmetinden bedava yararlanmaları sağlanmıştı.”Şikâyetçilere göre Hayfa ve Akkâ’da bu yolla Yahudilerin iskânı sürekli hâle ettirilmiştir. Bundan başka Baron Bilavaroş’un vefatıyla sahipsiz kalan Zemarin köyüne Yahudi koloniciler el koymuş, Baron Roşeyle yönetimindeki 700 hane Yahudi bu köye yerleştirilmişti. Daha sonra da her ne yapılmışsa yapılmış bu arazi Yahudilere Padişahın emrine aykırı olarak satılmıştı. Bu köyün çevresindeki Eşfiya, Emma’l-Altun ve Emma’l-Cemal adlı üç köy de bu arazinin içinde gösterilmiştir. 2-3 bin kuruş kıymetinde harap bir arazi, Akkâ Mutasarrıfı Sadık Paşa tarafından 2.000 liraya Yahudilere satılmıştır. Hayfa ve Yafa arasında bulunan Hazine-i Hassa ile bitişik, dönümü bir kuruştan alınan Haşmezrezzake adlı 30 dönüm arazi, 30 bin liraya Yahudilere satılmıştı. Yine dönümü 3 kuruşa alınan beşbin dönümlük arazi de 15.000 liraya Yahudilere satılmıştı. Bu, şebekenin faaliyetlerini bütün bütün ortaya çıkarmıştı. (…) Yahudîlerin maddî fedâkârlıkları sonucu onlarla iyi geçinen yerel yöneticiler genelde onlara itibar etmiş, Müslümanlara fazla yakınlık göstermemişlerdir. Bunlardan biri olan Maykerî Nahiyesi Müdürü Çerkes Ali Ağa, Yahudilerin kalp akça bastıkları ihbarı üzerine Yahudî köylerine gidip soruşturma yapmak isteyince tahkir ve saldırıya uğramış, daha sonra da onların girişimleriyle azledilmişti. Onun gönderilmesinden cesaret alan Yahudîler bir takım silah ve mühimmat depolamaya, gizli eğitim kurumları açmaya ve kendilerini engelleyebilecek kişileri haps ve işkence ile yıldırmaya başlamışlardı.(5)<br />(1) Mim Kemal Öke, Kutsal Topraklarda Siyonistler ve Masonlar,İstanbul 1991, 3. Baskı, Çağ Yayınları, 55-63<br />(2) Yaşar Kutluay, Türkiye ve Siyonizm, İstanbul, 1973, s. 108-109<br />(3) Mim Kemal Öke, A.g.e., s. 91<br />(4) Başbakanlık Osmanlı Arşivi, Y.PRK.AZJ. 27/39<br />(5) Başbakanlık Osmanlı Arşivi, Y.PRK.AZJ. 27/39 Bu yazı Tarih ve Düşünce dergisinden alınmıştır.<br />Kasım 27, 2006</p>
<p>Kaynak : <a href="http://kendihalinde.wordpress.com/">http://kendihalinde.wordpress.com/</a></p>
]]></content:encoded>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Atatürk İsrail’e nasıl bakıyordu?/ Filistin’i Kim Sattı?]]></title>
<link>http://herseyoyun.wordpress.com/2007/01/02/ataturk-israil%e2%80%99e-nasil-bakiyordu-filistin%e2%80%99i-kim-satti/</link>
<pubDate>Tue, 02 Jan 2007 13:04:00 +0000</pubDate>
<dc:creator>herseyoyun</dc:creator>
<guid>http://herseyoyun.fr.wordpress.com/2007/01/02/ataturk-israil%e2%80%99e-nasil-bakiyordu-filistin%e2%80%99i-kim-satti/</guid>
<description><![CDATA[Atatürk İsrail’e nasıl bakıyordu?Şimdi her konuda Atatürk adına konuştuğunu ve hareket et]]></description>
<content:encoded><![CDATA[<p>Atatürk İsrail’e nasıl bakıyordu?<br />Şimdi her konuda Atatürk adına konuştuğunu ve hareket ettiğini söyleyen her kesim Atatürk”ün 27 Temmuz 1937 tarihinde Hakimiyeti Milliye gazetesine verdiği demeci ibretle okumalıdırlar”. <a id="more-121"></a><br />Siyasal şuur altı fundamentalist Yahudilik anlayışından beslenen İsrail ordusu ve işbirlikçileri Lübnan ve Filistin”de katliamlarına devam ederken maalesef Türkiye “İçimizdeki İsrail” marifetiyle kış uykusuna erkenden teslim olmuş gözükmektedir. Öyle ki, milletimizin haykırışının aksine iktidarın basiretsizlik ve korkudan dolayı kılı bile kıpırdamıyor. Devletimizin siyasal yönelişine ve çizgisine yön veren güç odakları, Evangelist ABD ve Siyonist İsrail”in belirlediği ve sınırlarını yine kendilerinin tayin ettiği “Real Politik” koşullar safsatası ile vakit geçirmektedirler.<br />İsrail muharref Tevrat-Tora”ya göre Tanrıyla uğraşan, güreşen, işte ayrı oturan, milletler arasında sayılmayan, tüm insanların kendileri için köle olarak yaratıldığı, Tanrı Yehova”nın seçkin kavmi, Onun öz çocukları konumunda olan bir millet. Bundan dolayı Yahudi inancına göre; “Orduların rabbi olan Yehova” İsrail halkının koyunları ve dahi Arz-ı Mev”ud (vaat edilmiş topraklar) için gentile (kafir) sınıfında sayılan, Yahudi ırkından ve inancından olmayan tüm milletleri kundaktaki bebeğe, çocuklara, kadınlara tavuklara, evcil hayvanlara, hatta nefes alan her canlıya kadar katletme, kanını içme yetkisi vermiştir. Öyle ki, bu bağlamda muharref Tevrat-Tora”nın Tensiye, Yeşu, Amos ve Hezekiel bölümlerinde kanı ve katliamı kutsayan çok sayıda sözde ayetler vardır. Evet İsrail böylesi bir dinsel inanca sahip. Humanist ve reformist kesimler hariç, en azından İsrail devlet aygıtını elinde tutan Ferisi kökenli Hahamlar ve azgın Siyonistler böyle düşünüyor. Bu zevata göre bir Yahudi asker için bir buçuk milyar Müslüman bile öldürülebilir. Zira bir Yahudi”nin kanı her türlü mukaddesatın ve İnsan haklarının üzerindedir. Bu yargımızı doğrulamak için Tevrat-Tora ve Talmud”a şöyle bir göz atmak bile yeter. Ancak iş burada bitmiyor. İçimizde köşe başını tutmuş Yahudi hizmetkarı çok güçlü hainler var. Bunlar bizi zayıf düşürmektedir. Yoksa İsrail bu kadar pervasız olabilir mi? Yukarıda tablosunu çizdiğimiz dinsel zemin üzerine oturan İsrail siyasal aklı ve muhayyilesinin içimizdeki temsilcileri, kripto Yahudiler, Sabatayistler ve bunların kulu ve kölesi durumunda olan bir takım köşe yazarları, sözde sanatçı müsveddeleri, bir kısım siyasetçiler, devletimizin en kritik makamlarına yerleşmiş bazı bürokratlar İsrail”in kendisinden daha tehlikeli bir işlev görmektedir.<br />Zira Türk milletinin ve devletinin yönetim kadrolarına sızan bu içimizdeki Müslüman ismi kullanan İsrailliler bugün bile laiklik, çağdaşlık, Atatürkçülük, özgürlük ve demokrasi maskesi altında gençliğimizi ve devletimizi kendi geleneğinden kopararak parçalamak istemekte ve bunun için medyadaki temsilcileri Filistin ve Lübnan, İsrail bombaları altında yanarken televizyonlarda en rezil programları ekranlara koymaktadırlar. Maalesef her yere sızmış bulunuyorlar. Şüphesiz bu sızma harekatında Roma İmparatorluğu dönemimde de bir Yahudi yerleşim merkezi olan Selanik ve hakeza Sabatay Sevi”nin doğum yeri olan İzmir, Osmanlı ve Türkiye Cumhuriyeti”ne sızmanın en önemli üssü olmuşlardır.<br />Fatih Sultan Mehmet”in doktoru Yakup Paşa”dan, Yasef Nasi ailesinden, Sabatay Sevi”den, Menderes”in MİT müsteşarı Behçet Türkmen”e, hatta Başbakanlık müsteşarı mason Üstad”ı Azam”ı Ahmet Salih Korur”a kadar ismini sayamayacağımız birçok dönme ve mason devletimizin en üst kurumlarında içimizdeki İsrail”in şaşmaz temsilciliğini yapmışlardır ve torunları vasıtası ile de halen yapmaya devam etmektedirler. Bu içimizdeki kripto İsrailliler, onların tavsiyelerini ve yaptıklarını hakikatin ve ilericiliğin kendisi sanan yerli işbirlikçiler sanatımızı, mimarimizi, edebiyatımızı, müziğimizi, ekonomimizi, siyasal aklımızı öyle bir tahrip ettiler ki, midemizden, makamımızdan, malımızdan ve köşeyi dönmeyi düşünmekten başka hiçbir şeyi düşünemez olduk.<br />Cemil Meriç”in ifadesi ile idraklerimiz hadım edildi. Sadece madden değil düşünsel, zihinsel ve siyasal anlamda da köleleştirildik. Bundan dolayıdır ki, Türkiye”de hangi iktidar iş başına gelse İsrail ve Amerikan ekseninden dışarı çıkamamakta, Mehmetçikleri vuran PKK”yı takip etmek için bile ABD”li ve İsrailli ağabeylerinden en azından telefonla izin almak mecburiyetinde kalmaktadırlar. Sanki İsrail, Lübnan ve tapusunun elimizde olmakla övündüğümüz Filistin”de katliam yaparken kendilerine soruyormuş gibi.<br />Atatürk İsrail için ne düşünüyordu? Şimdi her konuda Atatürk adına konuştuğunu ve hareket ettiğini söyleyen her kesim Atatürk”ün 27 Temmuz 1937 tarihinde Hakimiyeti Milliye gazetesine verdiği demeci ibretle okumalıdırlar. Ortadoğu”da bütün bir bölgede çıban başı olacak bir Yahudi Devleti”nin kurulma aşamasında olduğunu sezinledikten sonra “Filistin”e el sürülemez. Türkler bölgedeki yabancı işgali kabul edemez. Hz. Muhammed”in ve kutsal değerlerin hürmetine İslam”ın mukaddes topraklarının Yahudilerin ve Hıristiyanların nüfuzuna girmesine engel olacağız. Ordumuzun buna gücü yeter. Birinci Dünya Savaşı”ndan sonra Arap kardeşlerimizden uzak kaldık ancak onların aralarındaki karışıklıkları kimse bizden iyi bilemez.” demiştir Atatürk.<br /> Evet, Mason localarını kapatan Mustafa Kemal Atatürk”ün kurulacak muhtemel İsrail devleti hakkındaki düşündükleri. Yani gerekirse mukaddes topraklar için savaşmayı ön görmektedir. Fakat ne yazık ki, İsrail devleti kuruldu ve bölge tam 58 yıldır kan, barut, gözyaşı ve katliam altında. Hemen belirtelim ki, Mustafa Kemal”in bu kararlı tutumunu benimsemeyen ve halen ABD ve İsrail ekseninden bir türlü çıkamayan Türkiye; eğer böyle giderse yakın bir gelecekte Siyonist İsrail ordusunu ve evangelist sömürgecileri fiilen güney sınırlarında bulacaktır. Zaten şimdiden güney sınırımızda kukla Kürdo/ Judea devleti kurulmadı mı? İlla İsrail ve ABD füzelerinin şehirlerimizde patlamasını mı bekleyeceğiz. <br />Milli Gazete -Lütfü ÖZŞAHİN31 Temmuz 2006 10:51 <br />*******************************************************************************************************************<br />Filistin’i Kim Sattı?<br />Yahudilerin, Filistin’e yönelik yerleşme, yurt ve bağımsız ülke kurma operasyonları Temmuz 1882’lerde resmen başlamıştır. Önceleri Batılı Yahudi zenginlerin Filistin’den para ile Yahudiler için Osmanlı’dan toprak satın alma girişimleri ile başlayan bu operasyonlar, siyonizmin lideri Theodor Herzl’in 1896-1902 yılları arası tam beş defa İstanbul’u ziyaret ederek amacına ulaşmak için yaptığı girişimlerle yeni bir boyut kazanmıştır.(1) II. Abdülhamid Theodor Herzl’in her teklifini -vaat ettiği para ve medya desteğine rağmen- kesin bir dille reddetmiş, padişah, arkadaşı Newslinski aracılığı ile Theodor Herzl’e şu ültimatomu göndermişti:“Eğer Bay Herzl, senin arkadaşın ise ona söyle, bu meselede ikinci bir adım atmasın. Ben bir karış dahi olsa toprak satmam. Zira bu vatan bana değil, milletime aittir. Milletim bu vatanı kanlarıyla mahsüldar kılmışlardır. O bizden ayrılıp uzaklaşmadan, tekrar kanlarımızla örteriz. Benim, Suriye ve Filistin alaylarının askerleri birer birer Plevne’de şehit düşmüşlerdir. Bir tanesi bile geri dönmemek üzere hepsi muharebe meydanında kalmışlardır. Devlet-i Aliyye bana ait değil, Türk milletinindir. Ben onun hiçbir parçasını veremem. Bırakalım Musevîler milyonlarını saklasınlar, benim imparatorluğum parçalandığı zaman Filistin’i karşılıksız ele geçirebilirler. Fakat yalnız bizim cesetlerimiz parçalanarak, bu ülke taksim edilebilir. Ben, canlı bir beden üzerinde ameliyat yapılmasına asla müsaade edemem.(2)<br />“Filistin’i satmayız”<br />Fakat buna rağmen bugün olduğu gibi dün de Yahudiler Avrupa’da “Ermeni Meselesi”nde Türkiye’yi destekleyecek, Osmanlı’nın Avrupa’daki borçlarını ödeme girişiminde bulunacak, hatta 30 milyon sterlini bulan tüm Osmanlı borçlarını Filistin’e karşılık tasfiye etme ve ödeme girişiminde bulunacaklardı. Hiç olmazsa Hayfa dahil Akkâ sancağı kendilerine verilmeliydi. Fakat Osmanlı yetkilileri, buna karşılık, Yahudi girişimcilere ekonomik bazı imtiyazlar verebileceklerini, ama asla Filistin’i vermeyeceklerini söylüyorlardı. Washington’daki Osmanlı Büyükelçisi Ali Ferruh Bey, 24 Nisan 1899’da bir Amerikan gazetesine verdiği demeçte “Ceplerimize milyonlarca altın doldursalar, hükümetimiz Arap memleketlerinin hiçbir bölümünü satmak niyetinde değildir” diyordu. Ali Ferruh Bey aynı beyanatında, Filistin meselesinin ekonomik değil, siyasî bir mesele olduğunu, bu nedenle de Maliye Nezareti’ni ilgilendirmediğini söylemişti.(3)<br />Siyonistlere tedbir<br />II. Abdülhamid, sadece Siyonistlerin teklifini reddetmekle kalmamış, onlara karşı Filistin’e yerleşmemeleri için etkin önlemler de almıştı. Bu nedenle de büyük güçler nezdinde diplomatik girişimlerde bulunulmuş, Musevîlerin Siyonistleşmesini engellemeye çalışmış. Duhûliye Nizamları hazırlatmış, Siyonistlerin yabancı himaye elde etmelerini önlemek için çaba harcamış ve Filistin’den Yahudîlerin arazi satın almalarını yasaklamıştı. (…) 1867 tarihli Osmanlı Arazi Kanunnamesi Mûsevîlerin Kutsal Topraklar’da arazi almalarını engellemiyordu. 5 Mart 1883’de çıkarılan yeni kanun yabancı Siyonistlerin Osmanlı ülkesinde taşınmaz mal satın almalarını yasakladığı halde, Osmanlı vatandaşı olan Yahudilere herhangi bir yasak getirmiyor, bu nedenle de yerli Yahudilere Siyonist örgütlerce para verilerek, bölgede önemli bir toprak parçasının Siyonistlerce satın alınması sağlanıyordu.<br />Filistin’i satanlar<br />15 Ağustos 1893’de üç Filistinli yöneticinin gönderdiği bir rapor, Filistin’de yaşananları, ihanet ve gafletleri bir bir ortaya koyuyordu. Raporu, Akkâ’nın eski Umumî Müdürü Nabluslu Muhammed Tevfik, Bihke’nin eski Reji Müdürü Muhammed Said ve Bihke’ye bağlı Bihar Nahiye Müdürü Beyrutlu Suphi Efendiler hazırlamışlardı. Bu iki sayfalık önemli raporu sadeleştirerek ve kısaltarak Filistin’i kimlerin sattığını merak edenlerin dikkatlerine sunmak istiyoruz.(4)“Romanya ve Rusya göçmeni Yahudilerin Osmanlı ülkesinde, özellikle Filistin’de iskânları, Filistin’e girmeleri ve burada arazi satın almalarının padişahın yüce emri ile yasaklandığı herkesçe bilindiği halde, bazıları özel çıkar ve menfaatleri, bazıları da bozguncu, zararlı fikir ve düşüncelerinin etkisiyle bu emre uymamışlardır. 1890 senesinde Yafa ve Hayfa kasabalarında Baron Hirscb’in adamları Mösyö Henger ve Mayer Zelyan aracılığı ile Yahudiler için toprak satın alınmış, Rus tebaası 140 aile Hayfa havalisine yerleştirilmişti. Bu işte onlara Akkâ Mutasarrıfı Sadık Paşa, eski Hayfa Kaymakamı Mustafa Efendi Kanevetti, yeni Hayfa Kaymakamı Ahmed Şükrü, Akkâ Müftüsü Ali, Hayfa Belediye Reisi Mustafa ve Hayfa İdare Meclisi Azâsından Necip Efendi aracılık yapmışlardı. Bu ekip, düzenledikleri sahte mukavele ve belgelerle eski Adana Mutasarrıfı Şakir Paşa ve Cebel’i Lübnan ahalisinden Selim ve Nasrullahi’l-Havarî’nin vaktiyle 800 liraya aldıkları Hayfa yakınlarındaki mülkleri; Hazire, Dordore ve Nefbâte çiftliklerini 18.000 liraya satmış, ayrıca kendileri de 2.000 lira aracılık parası almışlardı. Bu satış sonrası bir gece içinde Hayfa Polis Memuru Aziz ve Zabıta Memuru Yüzbaşı Ali Ağaların marifetiyle Rus göçmeni 140 aile Hayfa sahillerindeki bu araziye yerleştirilmişlerdi. Padişahın iradesi (emri) nedeniyle arazi satışının yasak olduğunu çok iyi bilen Hayfa Belediye Başkanı Mustafa Efendi, selâhiyetini kullanarak sahte ve kadim (çok eski) tarihli bir ruhsatname ile burada 140 haneli yeni bir Yahudi köyü kurmuş, onlardan bir de vergi alarak yıllardır Osmanlı vatandaşı olduklarını belgelemeye çalışmıştır. Bununla da yetinmeyen Mustafa Efendi güya bunların yıllarca Safed ve Taberiyye kazaları arasında bulunan “Mizrate’l-Hafize” köyünde asırlardır yaşadıklarını, ama nüfuslarının unutularak kaydedilmediklerini ileri sürerek onları Osmanlı nüfusuna kaydetmiş, 140 fakir Yahudi ailesinin altısından, birer mecidiye, toplam altı mecidiye, “nüfusa geç kaydolma” cezası almıştı. Böylece bir gecede 140 Yahudi aile Osmanlı vatandaşı olarak Osmanlı fakirlik ve ilmuhaberi verilerek birçok devlet hizmetinden bedava yararlanmaları sağlanmıştı.”Şikâyetçilere göre Hayfa ve Akkâ’da bu yolla Yahudilerin iskânı sürekli hâle ettirilmiştir. Bundan başka Baron Bilavaroş’un vefatıyla sahipsiz kalan Zemarin köyüne Yahudi koloniciler el koymuş, Baron Roşeyle yönetimindeki 700 hane Yahudi bu köye yerleştirilmişti. Daha sonra da her ne yapılmışsa yapılmış bu arazi Yahudilere Padişahın emrine aykırı olarak satılmıştı. Bu köyün çevresindeki Eşfiya, Emma’l-Altun ve Emma’l-Cemal adlı üç köy de bu arazinin içinde gösterilmiştir. 2-3 bin kuruş kıymetinde harap bir arazi, Akkâ Mutasarrıfı Sadık Paşa tarafından 2.000 liraya Yahudilere satılmıştır. Hayfa ve Yafa arasında bulunan Hazine-i Hassa ile bitişik, dönümü bir kuruştan alınan Haşmezrezzake adlı 30 dönüm arazi, 30 bin liraya Yahudilere satılmıştı. Yine dönümü 3 kuruşa alınan beşbin dönümlük arazi de 15.000 liraya Yahudilere satılmıştı. Bu, şebekenin faaliyetlerini bütün bütün ortaya çıkarmıştı. (…) Yahudîlerin maddî fedâkârlıkları sonucu onlarla iyi geçinen yerel yöneticiler genelde onlara itibar etmiş, Müslümanlara fazla yakınlık göstermemişlerdir. Bunlardan biri olan Maykerî Nahiyesi Müdürü Çerkes Ali Ağa, Yahudilerin kalp akça bastıkları ihbarı üzerine Yahudî köylerine gidip soruşturma yapmak isteyince tahkir ve saldırıya uğramış, daha sonra da onların girişimleriyle azledilmişti. Onun gönderilmesinden cesaret alan Yahudîler bir takım silah ve mühimmat depolamaya, gizli eğitim kurumları açmaya ve kendilerini engelleyebilecek kişileri haps ve işkence ile yıldırmaya başlamışlardı.(5)<br />(1) Mim Kemal Öke, Kutsal Topraklarda Siyonistler ve Masonlar,İstanbul 1991, 3. Baskı, Çağ Yayınları, 55-63<br />(2) Yaşar Kutluay, Türkiye ve Siyonizm, İstanbul, 1973, s. 108-109<br />(3) Mim Kemal Öke, A.g.e., s. 91<br />(4) Başbakanlık Osmanlı Arşivi, Y.PRK.AZJ. 27/39<br />(5) Başbakanlık Osmanlı Arşivi, Y.PRK.AZJ. 27/39 Bu yazı Tarih ve Düşünce dergisinden alınmıştır.<br />Kasım 27, 2006</p>
<p>Kaynak : <a href="http://kendihalinde.wordpress.com/">http://kendihalinde.wordpress.com/</a></p>
]]></content:encoded>
</item>

</channel>
</rss>
